Page 33 - 9789753811705
P. 33

Gurur, hisset, gönül kırma ve yalan gibi dev günahlardan sonra, ikinci sıranın hemen başında içki ciddi bir günahdır. İçkinin
         içilmesindeki iki tarz farklı günahı, iyice fark etmek gerekir. Birincisi: İçki içen bir kimse ilâhi yasağı çiğnemektedir. İkincisi: İçkinin
         etkisiyle çeşitli yeni günahlar ürer. İşte özellikle bu üreyen günahlar asıl tehlikeli günahları temsil eder.

            İçkide önemli bir tehlike de, içki içenin sahte bir filozof kesilerek aniden küfre düşme tehlikesidir.

            Dört madde hâlinde özetlemeye çalıştığımız küfre götüren günah kavramını iyice zihnimize yerleştirirsek; tövbenin gereğini ve
         sırrını daha iyi anlarız.

            Küfre götüren günahlardan, elimizden geldiğince kaçınacağız. Ne var ki şeytan ve nefs de en çok bu noktalardan bize nûfuz
         eder. Bu yüzden kanaatlerin tersine çoğumuz böyle tehlikeli günahlara sık sık bulaşırız. Özellikle: Gurur, yalan, gönül kırma, hisset
         gibi dev günahlara sık sık yalpa yaparız. Bu günahların çok önemli bir özelliği, mazeret kapılarının kapalı oluşudur; yani bu dört
         günaha «Farkında olmadan düştüm» mazereti yoktur.

            Nitekim «Amenerrasulü» diye tanıdığımız âyet, bu gerçeğin ışığında, bu tarz tövbe sırrı içinde inzal olmuştur. Bu âyeti açıklarken
         daha derin açıklamalar yapacağım. Burada çok önemli bir noktayı vurgulayarak bu bahsi bağlıyorum:

            Bir mü’min bu tehlikelerden kaçınmak, uzak kalmak için; mutlaka her gün yatmadan önce tövbe ve istiğfar etmelidir. Şüphesiz
         daha önemlisi, bu günahlardan vebadan kaçar gibi kaçmaktır.

            Şimdi geliyoruz küfrün kalp mühürlenmesine götüren felâket hikâyesine. Bu konuyu da maddeler hâlinde özetlemek istiyorum:

            1) Hüsnayı tekzib: Yani Allah’ın tüm evrenlere verdiği sonsuz güzelliği görmezlikten gelmek. Esma-i ilâhîlerin, sonsuz hikmetle-
         rindeki güzelliği inkâr etmek. Ve de koskoca kâinat san’atını inkâr ederek kendi kafasındaki kör, sakat tanımlara inanmak. Diyecek-
         siniz ki: Her kâfir, ya da inkârcı zaten böyledir. Kalbi mühürlü olanın farkı nerede?

            Hayır... ateist olmak başkadır; güzele, güzelliğe, ahenge karşı çıkmak başkadır. Bunu, çevrenizdeki ateistleri iyi incelerseniz fark
         edersiniz.

            2) Buhl ve içtinab sahibi olanlar: Daha evvel de arzetteğim gibi, içtinab, ittikanın tersidir. Buhl da îtânın zıddıdır. Dolayısıyla hasis,
         anûd, herkese aksilik çıkaran, Allah kavramına bile tahammülü olmayan, özellikle namazdan men edenler bu sınıftandır. Böyleleri,
         kalbini mühürletmek üzere hazır demektir.

            3) Fahr-i Kâinat Efendimiz’e devamlı dil uzatan kâfirler de, kalplerini mühürle bir an önce damgalatmak için acele eden kâfir
         sınıfıdır.

            Bu üç maddede saydığımız, küfrün kalbi mühre götüren belirtileridir ve temeli de gururdur. Çok ince tahlil ederseniz; tüm bu feci
         karakter çizgilerinin altında gurur yatar; nefsin kendine tapması yatar.

            Şimdi değişik bir küfür belirtisinin, kalbi mühürlemeye götürüşünü izah edeceğim:

            4) Zulüm: Hz. Salih’in hikâyesinden hatırlayacağımız şekilde; zulüm, kalb mühürlenmesi ve helâkın temel nedenlerinden biridir
         ve de nefsin en çirkin yüzüdür. Zâlimin kalbi mutlaka mühürlenir.


            5) Kâfirde günah birikimi: İnançsız bir kimse yardım ve iyilikten yana olursa, özellikle cömertse, sonunda ona îman kapıları açılır.
         Bu kural, iyi niyetli, gafletteki inançsız kimse günah denizine girer, o batağa saplanırsa; bu kez kalbi mühürlenmekten kurtulamaz.
         Küfre götüren günahlar bahsinde ele aldığımız dev günahları âdet haline getiren kâfirin kalbi mutlaka mühürlenir.

            Mânâ bilimlerinde; zâlim, mağrur ve hasis kimseler umutsuz vakâ olarak tanımlanır.

            6) Kalb mühürlenmesi için önemli bir neden nifaktır. Yani inanıyor görünüp inananları aldatarak, ömür boyu sahteliğini sürdür-
         mek.

            Nitekim 7’nci âyette kalbi mühürlüler anlatıldıktan sonra; hemen nifak bahsine geçilir. İlerdeki kitaplarımızda bu bahsi derinleme-
         sine inceleyeceğiz. Ancak çok önemli olan nifak ve münâfıklık konusunda bazı tanımları sunmak istiyorum:

            a) Nifakta önemli olan niyettir. Yani “Ben inanır görüneyim, çevremden yarar sağlayayım” niyeti olmadan, kimseye münâfık dam-
         gası vuramayız.

            b) Nifakta temel unsur, Kur’an’ın Allah kitabı olduğuna inanmadan, Müslüman geçinmedir. Kur’an’ın Allah kitabı olduğu konusun-
         da şüphesi olan; niyeti ne olursa olsun, nifak içindedir. Niyetinde inananları aldatma olmasa bile, tam anlamıyla gizli nifak içindedir;
         sırası gelince Müslümanları aldatır.

            c) Münâfığın en bariz vasfı, devamlı yalancılığıdır. Bir sözü bir sözünü tutmaz.


            d) Münâfığın yine çok bariz vasfı, İslâm yücelerine düşman oluşudur. Çeşitli bahanelerle onları anlamadan, onları eleştirir. Onla-
         rın İslâm çizgisi dışında olduğunu tartışır durur. Özellikle, büyük İslâm düşünürlerini cüce aklı ile eleştirmeye kalkar. Bunun nedeni,
         münâfığın içindeki küfrün, İslâm’ın yüce tanımına tahammül edemeyişidir.

            e) Nifakın bir yanı da ibadetten kaçmadır. Özellikle münâfık yalnız kalınca hiçbir zaman namazı düşünmez.

            Şimdi 6 ve 7’nci âyetlerin toplu mânâsına bir kez daha göz atıyoruz:
   28   29   30   31   32   33   34   35   36   37   38