Page 31 - 9789753811705
P. 31
kullanılmıştır.
Peki neden kalbe ve kulağa mühür vurulmuş da, göze mühür vurulmamış; perde konmuştur? Bunu biraz daha açmak istiyorum:
Görme olayı tümüyle ruha ait bir olay olduğundan, göz mühürlense mutlak körlük teşekkül ederdi. (Yâsin Sûresi 66’ncı âyette bu
hikmet dile gelmiştir.) (13) Allah bu hikmeti de bildirmek için, gözlere mühür değil, perde koymuştur.
Göze çekilen bu perde, mühürlü kalbin ruha mânâ ceryanı vermemesinden ileri gelir. Böylece göz, ruh perdesinde gerçekleri ve
güzeli göremez olur. Bu ana ilkeleri tesbit ettikten sonra şimdi 6 ve 7’nci âyetlerin yorumuna geçiyorum:
Sûrenin başından beri bildirilen ilâhî gerçeklerden anlıyoruz ki:
Bir insan, Allah’a karşı sorumluluk ve şükran hissi (ittika) duymazsa kalp, kulak ve gözünde meydana gelen ceryan kesilmesi
(mühür ve perde) onun idrak cevherini yok eder. Ona gerçekleri en kesin bir dille anlatsanız da; o, bunu fark edemez. Çünkü Allah’ın
hilkat sırrında güzellikler ve ihtişam vardır. Gözü perdeli, kalbi, kulağı mühürlü olan bunu fark edemez. Dalayısıyla altıncı âyet:
«(Habibim) onları inzâr etsen de etmesen de müsavidir (fark etmez) onlar inanmazlar».
Şimdi kalbin mühürlenmesi olayını ilâhî takdir açısından inceleyeceğim. Çünkü pek çokları kalblerin mühürlü olmasını bir cebir
(zorunlu kader) sanır. Hâlbuki kalbin mühürlenmesi, insanın kendi kendini mahkûm ettiği ilâhî bir yasa operasyonudur.
Sûre-i Leyl’den hatırlayacağınız şekilde; kalbin mühürlenme olayı, evvelâ, hayırlı kaderin zorlaşmasından başlar. (14)
Buhl (hasislik), istiğnâ (inanca karşı gurur nedeniyle karşı çıkma) ve de hüsnayı (Allah’ın hem esmasındaki, hem hilkatteki gü-
zelliğini) yalanlama; işte ittikanın tersi olan bu çirkinliklere yaklaşmak, adım adım kalbin mânâ ceryanını kesip yok etmek demektir.
Bir anlamda kalbin mühürlenmesine adım adım yaklaşma bu üç çirkin nedenden doğar.
Şimdi kalbin mühürlenmesi olayını nasıl fark ederiz bunu açıklamak istiyorum.
Önce bazı kavramları tanıtmak istiyorum: Günahkâr, kâfir ve kalbi mühürlü olma hâllerini birbirinden ayırmak lâzımdır. Daha
önce de değindiğim gibi; Kur’an’ın Allah kitabı olduğunu kabul eden insan; hangi eksik amelde (davranışlarda) olursa olsun kâfir
değil, günahkârdır. Bu açıdan önce günahkâr kavramını kâfir kavramından ayırmak gerekir.
Kâfir ile kalbi mühürlü olma olaylarına gelince: Bir örnekle konuya girmek istiyorum. Asr-ı saadette, Mekke devrinde birçok
kâfirler vardı: Ebûcehil, Ebûsufyan, Velid Bin Mugıyre gibi. Bunların çoğunun kalbi mühürlü idi ve küfr içinde helâk olup gittiler.
Hâlbuki Ebûsufyan’ın o devirde kâfir olmasına karşılık; kalbi mühürlü değildi. Ve sonunda îman ile şereflendi.
İşte kalbi mühürlü olanları fark etmek için en büyük anahtar bu Ebûsufyan olayıdır.
Mana âlimleri, kalbi mühürlü olanları fark etmede hep Asr-ı Saadet’e ait örnekleri incelemişler ve konuya bu pencereden yaklaş-
mışlardır. Şimdi size büyük İslâm âlimlerinin bu konudaki yorumları istikâmetinde bir açıklama getireceğim:
Gerek Ebûleheb’in, gerek Ebûcehil’in ve Velid Bin Mugıyre’nin kalplerinin kesinlikle mühürlü olduğunu Kur’an âyetlerinden bili-
yoruz. Hata altıncı âyet, asr-ı Saadet kâfirleri içinde îman etmeden ölenlerin tümüne geçerlidir.
Şimdi, başta bu üç şahıs olmak üzere o çağ kâfirlerinin yanlış davranışlarını, fucur niteliklerini bir gözden geçirelim. Acaba bun-
ların en önemli vasfı nedir? Evet, kalbi mühürlülerden üç örnek:
1) Velid Bin Mugıyre: Allah, zekâ dahil, her şeyi vermiş. Bir yandan da dünya nîmetine çok düşkün olduğu için; hâlâ istiyor. Fakat
gururu, onun Kur’an’ı tasdikini engelliyor.
Demek ki kalbi mühürlenmenin birinci nedeni gururdur.
Şimdi sırf bu açıdan Ebûsufyan’ın durumunu inceleyelim: Zaman zaman düşünüyor ve «galiba yaşayış biçimimiz de bir terslik
var» diyebiliyor. Yani hep «doğruyum, en iyiyi yapıyorum» diye gururun zirvesine tırmanmıyor. Ancak unutmayınız; Ebûsufyan bu
devrede kâfirdir ve büyük yanlışlar içindedir.
2) Ebûcehil: Her türlü imkân, Ebûcehil’de de var. Hatta zaman zaman kâfirlere akıl hocalığı yapıyor; yol gösteriyor. Ne var ki onda
akıl almaz bir buhl ve hisset var. Hem çok cimri, hem çok hasûd (kıskanç); herkesin kötülüğünü istiyor. Tam mânâsıyla fâcir. Yani
nefsin zulmet perdesinin tüm çirkinliklerini yansıtıyor. Böyle yaşıyor. Îman edenlere karşı en iğrenç tertipleri alıyor.
Ebûsufyan’a bakınız; genelde bu tertiplere çok sert katılmıyor. Aslında İslâm’ın yok edilmesini istiyor; fakat kin ve zulümden yana
aktif faaliyeti yok. Demek ki kalbi mühürlü olmanın ikinci bir görünümü zulüm, fucur ve haseddir.
3) Ebûleheb: Ebûleheb’in küfürdeki en büyük özelliği, Efendimiz’e karşı sevgisini kaybetmesidir. Bu vahim yanılgıda eşi de çok
etken olmuştu. Ebûleheb Sûre-i Leheb’den hatırlayacağınız gibi; önce Efendimiz’e sevgi taşırken, İslâmiyet’ten sonra Efendimiz’e
karşı sevgisini kaybetmiş, hatta nefret eder olmuştur. (15) İşte onun kalbinin mühürlenmesinin nedeni de budur.
Yine Ebusufyan, Efendimiz’e bütün gücüyle karşı çıkmasına rağmen nefrete düşmemiş; çok kere İslâm’a karşı girişilen tertipleri
yumuşatmıştır.
Demek ki kalp mühürlenmesinin en önemli nedeni Efendimiz’e karşı şeni tavır takınmadır. Yani Fahr-i Kâinat Efendimiz’e kalben
ve lisanen sevgisizliktir.

