Page 46 - 9789753811705
P. 46
Cehennemin böylesine müthiş bir manyetik enerji kaosu olduğu; bir taşın, oraya atılır atılmaz evvelâ yanıp, sonra kendi mole-
küler enerjisiyle cehenneme yakıt etkisi vermesinden anlıyoruz. Nükleer enerjinin taştan ayrılarak cehennemi ısıtacağının (yakıt
oluşu) 14 asır önce bildirilmesi gerçek bir ilmî Kur’an mucizesidir. 14 asır önce; kendinde yakıt olmayan taştan, korkunç bir ısı sağ-
layacağı bildirilen bir sistem düşünmek mümkün müdür?
Âyetin son cümlesinde bildirilen bir sistemin kâfirlere kompitürize olması ise hârika bir ilâhî ilim san’atıdır.
Zaten «Siccîn» kavramı, cehennemin fesad ve nifakı kaydeden kompitür merkezi oluşu da âyetin bir başka ilmî hikmetidir.
Âyet 25: «İnanan ve salih amellilere müjdele: Onlar için altından ırmaklar akan cennetler var.
Onlardan, insanlar hangi semereden (meyveden) bir rızk rızıklandıkça (onlar) her defasında ‘Ha! Bu bizim önceden mer-
zuk olduğumuz’ diyecekler. Ona öyle müteşabih olarak sunulacaklar.
Onlara orada tertemiz eşler var. Hem onlar orada ebedî kalacaklar.»
İnanan ve salih amel sahiplerine cennet müjdeleniyor.
Âyetin ilk cümlesinde bildirilen: «Altından ırmaklar akan cennet» tanımı, cennet kavramının en önemli tanımıdır.
Cennet mekânı; 6, 7, 8’nci boyutlardan kurulu olduğu için, dünya mekânından çok farklıdır. En önemli olay, cennete bizim tanı-
dığımız cinsten bir cazibenin olmayışıdır. Ve insanlara cennette verilen mekânlar, cennet uzayındadır. Bu yüzden cennet tanımla-
nırken hep «altından ırmaklar akan» tabiri kullanılır.
Cennetteki denge şartları, mesafe ve mekân değişmeler yine «Amme Cüz’ü Yorumu-1 ve 2» kitaplarımızda geniş şekilde anla-
tılmıştır.
Şimdi âyetin ikinci mesajına geçiyorum.
Cennet nimetlerinin benzetilişi: Âyetin ikinci bölümünde gördüğümüz gibi cennet nimetlerini tadan herkes, önceden onları tanı-
mış gibi olacaktır.
Acaba bu benzetmeden kasıt nedir?
a) Daha dünyaya gelmeden evvel cenneti tanıdığımız için «Biz daha önce de bu nimetleri görüp tanımıştık» diyeceğiz.
b) Cennet nimetleri tamamen farklı olmasına rağmen, dünyada tanıdığımız nimetlere benzetilip verilecek. Böylece benzetme
yolu ile onları talep etme imkânı bulacağız. Aksi takdirde onları hiç bilemezdik.
c) Nimetlerin asılları cennettedir. Dünyadakiler onların basit bir kopyasıdır.
Yine «Amme Cüz’ü Yorumu-1 ve 2» ve «Kur’an’ın Harika Mesajları-1» de (6) geniş ayrıntıları ile anlattığım gibi cennet nimetleri
özel koku ve nağmeler çıkarır, ancak şeklen dünya nimetlerine benzer.
Âyetin üçüncü cümlesine gelince; ayetin başında «âmenû ve amilussâlihât»’la girilmiştir. Bu hitap hem erkek, hem kadın
mü’minleredir. O hâlde “eşler” kelimesi hem erkeğe hem kadın mü’mine hitaptır. Nitekim «ezvacı mutahhare» de zevc ve zevceler
anlamınadır.
Bu âyet cennete eşlenme kavramını bildirmektedir. Elbette cennet hem nefse, hem ruh ve gönle verilen bir nimettir. Şüphesiz
cennetteki eşlenme kavramını yakînen bilemiyoruz.
Vâkıa Sûresi yorumundan (7) anlıyoruz ki; cennette (nefs zevki ağırlıklı bölümlerinde) eşlenme kavramı, seksten çok üstün bir
kadın-erkek yaklaşmasıdır.
Bu birlik çok derin bir duygudur. Seks onun çok silik ve ilkel örneğidir.
Bazı mânâ ilmi âlimleri, bu ilgiyi, birbirine gerçekten âşık olan iki kimsenin birbirini seyretmekle aldıkları zevkten örnek getirerek
tanımamızı istemişlerdir.
Bir başka tanım da, zıd benzerlerin birbirine olan şiddetli yaklaşımlarıdır. Bu ilgi tıpkı artı v e eksi ceryanının birbirine akışı gibi
dayanılmaz bir arzudur.
Elbette o hayata geçilmeden onu kavramak mümkün değildir. Ancak bu yaklaşımın seks benzetilerinden çok farklı olduğunu
kesinlikle bilmeliyiz.
Nitekim âyetin son cümlesi, cennet zevklerinin ebediliğini vurgulayarak bambaşka bir yorum getiriyor.
İşte eşler arasındaki sonsuz haz sırrı da böyle ebedidir. Çünkü; orada, gönüllerde başka arzular, kaçak dünya oyalamaları yoktur.

