Page 42 - 9789753811705
P. 42
Sevgili inanan kardeşlerim, bu âyeti hiç hatırdan çıkarmayınız.
Nifak içinde olanlar gerçeği duymaz. Gerçeği görmez ve dilsiz oldukları için hiçbir zaman hakikati söylemezler. Bu Kur’an yasa-
sıdır. Onlardan hiçbir şey beklemeyin.
Âyet 19: «(Ya da onların hâli) semadan boşanan bir yağmurun karanlıkları, gök gürlemeleri, şimşekleri sırasında ölüm
korkusu ile parmaklarıyla kulaklarını tıkıyorlar (tıkayanların hâline benzer) Allah onları muhittir.»
Âyet ilâhî kudret karşısında nifak sahiplerinin şaşkınlığını hârika bir örnekte dile getiriyor.
Gerçekten birçok insan fırtına ve şimşekte kulaklarını tıkama ahmaklığına alışmıştır.
Hâlbuki şimşekli havanın dehşeti karşısında insanoğlu bir barınağa koşmalıdır. Kulağını tıkamak fevkalâde ilkel bir cehalettir.
İşte dünya olayları karşısında da münâfığın hâli böyle ilkeldir.
Hayatın zorlukları, bazen dehşeti karşısında akıllı insanın yapacağı davranış; yüce yaratıcısına sığınmaktır. Mü’min böyle yapar.
Hâlbuki münâfık, hadiseleri görmezlikten gelir. Bir anlamda yıldırımlı havada kulağını tıkamıştır.
Bu davranış, şimşeğin şiddeti karşısında ne kadar abes ise, hayatın olayları karşısında kendi mantığına sığınmak da böylesine
gülünçtür. Çünkü âyetin son cümlesinde Allah:
«Allah onları muhittir (tamamen sarmıştır)» buyuruyor.
Âyete dikkat ederseniz; yıldırımlı bir havada çevreyi nasıl elektriksel olaylar tamamen sarmışsa ilâhî kudret tüm hadiselerde
bundan daha muhittir. Zira ilâhî kudret atomun kuvantlarından, uzayın sonsuzluklarına kadar her mekânı sarmıştır.
İlâhî kudretin bu muhit sırrı, özellikle insanın idrakine çok net bir mesaj getiriyor ve nifak içinde olanlara diyor ki:
«Siz hiçbir olayda, ilmin hiçbir noktasında, benim sırrımdan ötede kalamazsınız. Ancak, kalbiniz hasta olduğu için gerçeği gö-
remiyor, duyamıyor, ifade edemiyorsunuz. Ve de şaşkınlık içinde, yıldırımlı havada kulağını tıkayan zavallılar gibi gerçeğe karşı
kulağınızı tıkıyorsunuz.»
Burada «Ra’d» ve «Berk» kelimeleriyle ifade edilen gök gürültüsü ve yıldırım olaylarının zikredilmesi; ilâhî takdirin fizik olaylara
tümüyle hakim ve onları programlayan sırrına işarettir.
Gök gürültüsüne karşı kulak tıkama örnek verilirken aynı zamanda ışık ve ses dalgalarının süratine de atıf yapılıyor.
Zira ışık çok süratlidir. Ses yavaş bir hıza sahiptir. Ses işitildiği zaman olan olmuştur. Kulak tıkama ilimden haberdar olmamak
demektir.
İşte nasıl ilim sahibi bir insan, ışık hızını düşünerek gök gürültüsünün olay meydana geldikten çok sonra duyulduğunu bilir ve
kulağını tıkama gafleti göstermezse, iman nûru ile hadiseleri seyreden mü’min, ilâhî kaderin ışık hızı ile önceliğini görür. Ve olaylara
karşı aptalca yorum yapmaz. Münâfıklar ise ilâhî kaderin ışık hızı gibi olan öncelik ve şiddetini fark edemez. Kaderden sonra olay-
lara yorum yapmağa kalkar. Böylece tıpkı yıldırımlı havada gök gürültüsüne karşı kulak tıkamak gibi vahim bir gafleti temsil eder.
Zaten gerçeklere karşı kulak tıkayanlar nifakçıların en seçilmiş örnekleridir.
Âyet 20: «Şimşek neredeyse gözlerini alıverecek. Önlerini aydınlatınca ışığında yürüyorlar, karanlık üzerine çökünce
dikilip kalıyorlar. Allah dileseydi işitmelerini, görmelerini de alıverirdi. Şüphesiz Allah her şeye kadirdir.»
Bu âyet, 19’ncu âyete daha derinden bir açıklama getiriyor.
İlim, ilâhî gerçekler, neredeyse gözlerini alacak. Yani ilâhî kudretin şiddetinden göremez olacaklar. Ne var ki ilim ışığı çevreyi
aydınlatıyor. Bu sayede hayatlarını sürdürüyorlar (önlerini görüyorlar).
Nifak sahipleri, ilâhî ilim gerçekleri sayesinde hayatlarını sürdürdüklerini nasıl görmezlikten gelir? Ve nasıl gerçeğe karşı kulak-
larını tıkarlar? Hâlbuki karanlık gelince, yani ilmî sırlar bir an tıkanınca insanoğlu nasıl kalakalıyor.
Âyetin bu bölümü tarih boyunca ilâhî hikmetlerin karanlık devrelerinde insanların neler çektiğini hatırlatıyor. Özellikle İslâmiyetten
önce çöken karanlığın insanları nasıl çaresiz bıraktığını hatırlatıyor. Kur’an nurunun tüm insanlara önlerini gösterdiğine, ona karşı
kulak tıkamanın pek hazin olduğuna işaret ediyor.
Allah, «görme ve işitme hassanızı sırf bu gerçekleri fark etmeniz için veriyorum» buyurmuştur.
«Yoksa onları alıverirsem hiçbir şeyi fark edemezsiniz» gerçeğine dikkat çekiyor.
Buradaki bir incelik de: «Siz Kur’an’a karşı kulak tıkadıkça, körlük gösterdikçe sonunda bu iki harika duyu cihazının nimetinden
mahrum kalırsınız» mesajıdır.
Gerçeklere karşı kulak tıkamaya devam eden münâfık, zamanla kendi menfaatini de işitip göremez olur. Bu manzarayı birçok
doktrinlerde pek açık bir Kur’an mucizesi olarak görmekteyiz.
Bu doktrinler başlangıçta ilâhî gerçeklere karşı kulağını tıkamış, fakat sonunda kendi ilkelerini bile anlayıp göremez olmuşlardır.

