Page 48 - 9789753811705
P. 48
Âyetin bu cümlesinde Bakara Sûresi’nin ikinci âyetine ilginç bir ilgi vardır:
Kur’an muttakileri hidayete erdirir. Kâfirleri ise büsbütün çıkmaza sokar. Ancak; Allah, yüce kitabında çok büyük bir incelik gös-
termiş ve korkunç cezayı kâfirlerin yalnız fâsık sınıfına verecektir.
Bir kâfir fâsık değilse zaman içinde hidayete dönme şansına sahiptir. İşte âyet bu hikmeti son cümlesinde vurguluyor.
e) «Hem onunla yalnız fâsıkları şaşırtır»: 27’nci âyet fâsıkları daha ayrıntılı tanımlayacaktır. Ancak 26’ncı âyetten anlıyoruz ki;
fâsıkların tanımı, Kur’an âyetlerini anlamama, hatta onu eleştirmedir.
Şimdi önce fâsıkların temel tanımını 27’nci âyetten öğrenelim.
Âyet 27: «(Ki onlar) Allah’ın ahdini misak ile bağlandıktan sonra bozarlar. Allah’ın vaslını emrettiğini kat’ederler ve yer-
yüzünde fesat ederler. İşte bunlar hüsrana düşenlerdir.»
Sûre-i Yâsîn’de de geçtiği gibi, tüm insanlar dünyaya ışınlanmadan önce ilâhî mesajlara uyacaklarına söz verdi (8). Nitekim
36’ncı âyette bu andımız (misak) ayrıca bildirilecektir.
Hâlbuki fâsıklar, bu and’a rağmen, verdikleri sözü bozanlardır. Allah’ın verdiği emirlerin tersini yeryüzünde yaymaya çalışanlar-
dır. Bozmaya çalıştıkları en önemli kural da; Allah’ın vaslını (birleştirilip kaynaştırılmasını) istediği şeyi kesip bozmaktır.
Yeryüzünde fesadın temeli; bu vaslı, kat’edip, birleştirip kaynaştırılmasını istediği kural nedir?
Açıkça görüldüğü gibi insanlar arasındaki sevgi ve kaynaşmadır. İnfak emri, bu vasl olayının temel ilâcıdır.
Fâsıklar ise, insanları eşitleştiren sevgiyi katletmektedir. Eşler arasındaki doğal biyolojik yaklaşmada bile aşk ve sevgiyi değil,
şehveti tercih etmektedirler. İnsanlar arasında ayrılıklar yayarak vasla engel olmaktadırlar. Bu fesat zamanla kendilerini de yuttu-
ğundan hüsran içinde perişanlığa mahkûmdurlar.
Şu yeryüzünün perişan hâlini bu âyetten daha iyi tanımlayan bir tarif mümkün müdür?
Şimdi insanlığın baş düşmanı fâsıkların daha ayrıntılı tanımlanmasına geçiyorum:
Fısk, insanları birbirinden uzaklaştıran olayların tümüdür. Fısk yapanlara fâsık denir. Fıskın meydana getirilmesini mânâ ilmi
ustaları üç farklı yapıda incelemiştir:
1) Bilerek insanlar arasında ayrılık çıkaranlar, topluma ayrılık tohumu saçanlar.
2) Âdet hâlinde fısk yapanlar: Bunlar yapacağı kötülüğün farkında olmadan insanları birbirinden ayıran, çağımızın şaşkın aydın
geçinenleridir.
3) Küfürlerini yaymak için özellikle fesat çıkaranlar, bilim adamları ve düşünürlerin yalancı olanları bu guruba girer.
Âyetin de açıkça bildirdiği gibi fısk daima küfürle beraberdir.
İman ve ona bağlı sevgi bir kez gölgelendi mi, fısk başlar. Allah’a verdiğimiz sözü hiçe sayarak ayrılıkları körükleriz. Bu yüzden
sûre, imanın temelinde infakı anlatarak başlamış. İnsanlık sevgisini imanın vazgeçilmez unsuru olarak bildirmiştir.
Yine sûre, Kur’an’ın zarif anlatımı içinde küfrü, münâfıklığı inceledikten sonra fısk ve fesadı tanımlayarak konuyu bağlamıştır.
Şimdi yaradılıştaki hikmetlere geçiyoruz:
Âyet 28: «Allah’a nasıl küfrediyorsunuz ki? Ölü idiniz, sizleri diriltti. Sonra sizleri yine öldürecek. Sonra sizleri yine
diriltecek. Sonra da döndürülüp O’na götürüleceksiniz.»
Bu âyet çok derin bir küfür analizi getirmektedir. Bilindiği gibi küfür; perdeli demektir. Yani gerçekle aramıza çekilen perde! Bu
perde nedeniyle gerçeği görmeyenlere kâfir denir.
Şimdi Allah soruyor: «Ne kadar kalın perde sahibi olursanız olun, nasıl olur da şu gerçeği görmezsiniz?» (Öldürülüp-dirilme).
Bahsedilen gerçek; küfür perdelerini aşan bir aydınlık, bir ışık demektir. Nedir bu aydınlık? Ölümden hayat buldunuz ve sonra
öldürülüp tekrar diriltilecek ve sonra da O’na döndürüleceksiniz.
Âyete dışardan bakıldığında bu diriltip, öldürülme olayına bakıp da hemen Allah’a iman etmenin pek de kolay olmadığı sanılır.
Hâlbuki Allah çok büyük bir gerçeği hatırlatmaktadır. Şimdi âyeti çok dikkatli inceleyelim:
Ölümden hayat bulduğunuzu.
Sonra tekrar öldürülüp, diriltileceğinizi bir düşünün.
Âyetin ilk cümlesi: «Ölümden hayat buldunuz» emri ile başlıyor. Nedir ölümden hayat bulmak?
Ölümden hayat buluşumuz şuhudî bir hayattır. İlk yaşadığımız gerçek hayattır. Elestteki hayatımızdır bu âyet beşerî hâfıza ban-
dımıza geçirilmemiştir. Ancak, asıl kişiliğimiz olan şuurumuzda kesinlikle vardır.

