Page 52 - 9789753811705
P. 52
Bu âyetten itibaren 38’nci âyete kadar bu bölümde Âdem’in ve insanın yaratılışını izleyeceğiz. Fakat bu bölümde Âdem’in ya-
ratılışındaki maddî unsurlardan ziyade manevî hikmetler anlatılıyor. Maddî hikmetler sırası geldikçe başka âyetlerde bildirilecektir.
İnsanın yaratılmasındaki gizli hikmet; 31’nci âyette bildirildiği şekilde, Allah’ın, esmalarını öğretecek bir varlığı yaratma dileğidir.
Nitekim melekler Allah’a:
«Biz hamd ile seni tesbih ve takdis ediyoruz. Başka bir varlık yaratma emrini anlayamadık» demek istiyorlar.
Önce meleklerin durumunu iyi tanımamız gerekir.
Melekler, âlem-i lâtif sisteminin özel varlıklarıdır. Âlemler pek çok farklı boyutlardan kurulmuştur. Bu âlemlerden birkaç örneğe
çok sınırlı bir biçimde göz atmak istiyorum. Bu kavrama ulaşamaz isek bu âyetten Âdem’in yaratılış sırrına yaklaşmak imkânsızdır.
a) Âlem-i Ervah: Ruhların bulunduğu mekân ve zaman ötesi bir âlemdir. Sonsuz boyutlar çatısının süslediği bu âlem, kavranması
en güç âlemdir.
Bu âlemdeki ruhlar; bir yandan ezelde Elest meclisi’ne intikale, bir yandan da cennet mekânlarına intikale mezundur.
Bu âlemde ruhlar ilâhî sıfatların sonsuz tasarrufunda akıl almaz raks sırrına sahiptir.
b) Âlem-i Lâtif: Bu âlemde zaman ve mekân fevkalâde siliktir. Bu âlemde melekler yaşar. Bu âlemdeki titreşimler ve enerji,
zaman ve mekâna çok hakim olduğu için, akıl almaz intikal süratine sahiptir. Tasavvur edemeyeceğimiz sayıda melek vardır. Ve
meleklerin yaratılışı sonsuza kadar devam edecektir.
Melekler, lâtif âlemden cennetin sonsuz mekânlarına her an yansıyabilirler.
Melekler evrende pek çok intikal görevi görürler. İlâhî kudreti mekânlardan mekânlara naklederler.
Fakat özellikle kesiksiz şekilde ilâhî esmaları hamd içinde tesbih ve takdis ederler.
Tesbih: Allah’ın yüceliklerini, ilmini, güzelliğini sonsuz ufuklarda besteleştirme demektir.
Bu âlemlerde ilâhî güzelliklerin tesbihi, akıl almaz harika müzikler şeklinde evreni hazza boğar.
İşte meleklerin Allah’a nazlanarak:
“Biz hamd içinde tesbih takdis ediyorduk” demeleri bu hikmeti beyandır.
c) Âlem-i İmkân ya da Âlem-i Misal: Bu âlem en yakın tanıdığımız madde âlemidir. Bu âlemin varlıkları cansızlar, bitkiler, hay-
vanlardır. Bu âlem dört boyutlu bir sistemdir. Zaman ve mekâna şiddetle bağımlıdır. Hayat şartları, değişim sistemine bağlandığı
için ölümler vardır ve enerji bulma zorunluluğu çetindir. Bu yüzden varlıklar birbirine dönüşür. Birbiri için enerji kaynağı, dolayısıyla
besindir.
Maddesel âlemin, dolayısıyla tanıdığımız galaksilerin çoğu bu âlemi temsil eder. Ancak maddesel evrenin bazı bölümlerinde beş
ve altıncı boyutlar da geçerlidir. Böylece semaların çeşitli katlarında, farklı boyutların temsil ettiği mekânlar da vardır.
Cinler de, çok süratli enerji sistemlerinden kurulurdur ve diğer enerjilerden farklı olarak bilinçli varlıkları temsil eder. Bu yüzden
yaygın bir şekilde âlem-i misalde vardırlar. Ayrıca cennete intikal hassaları da mevcuttur.
Şeytan da, melek sınıfı değil cin sınıfıdır. Bu konuda çeşitli âyetlerde bilgi verilecektir.
İşte meleklerin, Cenab-ı Hakk’ın «Ben yeryüzüne halife göndereceğim» emrine karşı duydukları telâşın nedeni bu âlem-i
imkândaki şartlar nedeniyledir.
Madde âlemindeki dönüşümler canlıların birbirini kesin olarak yemesine neden olduğundan, bu halife adayının da yeryüzündeki
şartlara uyma zorunluluğu doğracaktır.
Meleklerin telâşları bu yüzdendir.
Ancak Allah: «Ben sizin bilemeyeceğiniz şeyleri (hikmetleri) bilirim» buyuruyor.
Bu hikmetler, bu sır nedir?
Allah, insanoğluna yeryüzüne gelirken iki özel cihaz verecektir. Bunlar kalp ve akıldır. Böylece insan ilâhî esmaların hem sırrını
taşıyacak, hem de iman ederek hamd edecektir.
Meleklerin hamd içinde tesbih ve takdisi Cenab-ı Hakk’ın elbette matlubu ve şe’nidir. Ancak irade-i ilâhî esmaların sırrında bir
halife murad etmiştir.
Âyetler, ayrıca Cenab-ı Hak meleklerin lisanı ile madde âleminin çetin şartlarını ve yeryüzündeki kavganın da elbette ilim-i
ilâhîde önceden bilindiğini bildirmektedir.
Âyet 31-32: «Ve Âdem’e bütün isimleri öğretti. Sonra eşyayı (âlemleri) meleklere gösterip “Haydi, davanızda sadıksanız
bana şunları haber verin” buyurdu.

