Page 53 - 9789753811705
P. 53

(Melekler cevap verdi) ‘Yâ Rabbi subhânsın. Bizler için senin bize bildirdiğinden başka ilim ne mümkün! O alîm ve
         hakîm şüphesiz sensin’ dediler.»

            Bu iki âyette Allah, meleklere, dolayısıyla tüm evrenlere Âdem’in, daha geniş anlamda insanın özelliğini tanıtıyor.

            Âyetin ilk mesajı, şüphesiz; Allah’ın Âdem’e, insanlara öğrettiği isimlerdir. Bu noktada bazı tefsirlerde farklı görüşler vardır. Bu
         tartışmalar gerçekten çok yersizdir. Çünkü; Allah’ın Âdem’e öğrettiği esmalar şüphesiz ilâhî sıfatların sırlarının tecelli hikmetleridir.
         Allah bu yüzden Âdem’i halife olarak seçmiştir.

            Âdem’in, dolayısıyle insanın bu nedenle olayların gerçeğini öğrenmesi gerekir. Sûre-i Rahmân’ın 4. âyeti gereği, insanın hilkat
         sırrı «beyan»dır; yani ilâhî davete cevap yeteneğidir.


            İşte Âdem, ilâhî irade gereği esmaların sırrı olan ilmi öğrenmiştir. Bu, insanın akıl yanıdır. Bunun beyan edilmesi ise tamamen
         gönül sırrıdır. Daha önceki âyetlerde gönül sırrı hikmetlerini açıklamıştım. (9)

            31’nci âyetin son mesajı, Allah’ın meleklere evren esrarını sormasını dile getiriyor.

            32’ncı âyette ise, meleklerin Allah’a karşı, bir tarz özür dilemelerini görüyoruz. Melekler bu âyetlerde önce Allah’a:

            «Ya Rabbi ! Sen sübhansın,


            Senin yüceliğin, kudretin, saltanatın, tartışılmaz. Her türlü zannın, bilginin, tasavvurun ötesinde ve yücelerin yücesisin» diyor.
            Âyetin ikinci cümlesi ise; tüm meleklerin, ancak öğretilenleri bilebildiklerini açıklıyor. Eşya da böyledir; Cenab-ı Hak neyi öğret-
         mişse onu bilir, o hizmeti yapar.

            Yine âyetten anlıyoruz ki; insan esmaları öğrenerek öylesine bir ilme sahip olur ki; kıyasları, tasavvur, hayal, beyan ve yargı
         yetenekleri kazanır.

            Âyetin son cümlesi ise, Cenab-ı Hakk’ın iki esmasını bildiriyor: Alîm ve Hakîm.

            Burada da büyük bir hikmet vardır. İnsan ilâhî irade gereği ilmi öğrenir. Bir tarz Alîm sıfatının tasarrufuna girer. Fakat Hakîm
         olamaz. Allah hem sonsuz ilme sahiptir, hem Hakîm’dir. O’nun (Allah’ın) her şeye kudreti ve hükmü vardır. O’nun sonsuz kudreti ve
         hikmeti birleşmiş ve Hakîm sırrı, esması tecelli etmiştir.

            Allah bize sonsuz gücünü bir kez daha hatırlatarak hüküm ve kudretin yalnız Allah’a ait olduğunu vurguluyor.

            Âyet 33: «Allah: “Ey Âdem, bunlara, onları isimleriyle haber ver” buyurdu. Âdem onlara isimleriyle haber verince (Alah),
         ‘Ben size semavat ve arzın gaybını bilirim demedim mi? Ve neyi gizlediğinizi ve açıkladığınızı da bilirim’ (dedi).»

            Âyetin birinci mesajı: Âdem’in, isimleriyle haber verdikleri nelerdir? Bu konuda çeşitli rivayetler var:

            a) Evrene ait fizik malumat.

            b) Meleklerin ismi ve görevleri.

            c) İnsanların tam listesi. O anda bedeni yok, ruh ve nefs kişilikleri vardır. Âdem öğrendiği ilâhî bilgiler dahilinde gaybe ait bilgileri
         çözüp; dünyaya gelmediğimiz hâlde bizleri tanıyıp meleklere anlattı.

            d) İlâhî esmanın sırrını âlemlerin şekli içinde fark ederek analiz etti. Olayların içyüzünü böylece idrak etme sırrını öğrendi.

            Âyetin ikinci cümlesi bu konuda biraz daha açıklık getiriyor. Allah: «Ben size semavat ve arzın gaybını bilirim demedim mi?»
         buyuruyor.

            Demek ki arzın ve semavatın gaybına ait bilgiler Âdem’e de aktarılmıştı. Zaten halifeliğin bir sırrı da budur. İnsanların arz ve uzay
         konusunda ilim sahibi olacakları bu âyetin harika bir mucizesidir.

            Zavallı insanoğlu! Kendi çabasıyla arzı ve uzayı öğreniyorum sanıyor. Hâlbuki tüm bu bilgiler Âdem’e binlerce yıl önce verildi ve
         ilmin kader kompitürüne yerleştirildi.

            Bu âyet çağımız için azametli bir Kur’an mucizesidir. Âyet son cümlesinde bu sırra zarif bir tanım getiriyor.

            Allah, gizlediğinizi de, açıkladığınızı da bilir. Şu hâlde ilim bir yanıyla gizli kalıp yavaş yavaş açılacaktır.


            Son üç âyette en önemli hikmet, halife olma niteliği ile ilim arasındaki müthiş ilgidir.

            Allah, Âdem’i halife olarak tayin ederken «ona kudret verdim» demiyor; «ilim verdim» diyor.

            Elbette bu ilim, ilâhî hamde götüren akıl ışığıdır. Evrenin güzellikleri ve fiziğini tanıyan gerçek ilimdir. Ve bu ilim otomatik olarak
         sevgi ve ahlâkı şekillendirir. Zira ilâhî sırları öğrenen insan, Allah’a âşık olur ve ahlâk sırrına kavuşur.

            Allah’ın kendi güzelliğini seyretmek için; kendi bilinmezliğini sonsuzlarda nakşetmesindeki sır bu harika ilimdir. İşte tüm hikmet-
         lerin kaynağı bu tecellidir. Melekler hamdleriyle tesbih ve takdiste büyük bir senfoniyi besteliyorlardı.

            Fakat Allah kendi gaybının ihtişamını, insana öğrettiği ilmin sonsuz ufuklarında seyretmeyi murad etti ve Âdem’i yarattı.
   48   49   50   51   52   53   54   55   56   57   58