Page 103 -
P. 103

.     ..    .
                                                     -
                                               opegi
                     baskerville'lerin kopegi
                     basker
                               ville'lerin k
           teslim ederek, onun bölgedeki masum insanlara zarar verme-
           sine engel olmalıydık. Eğer müdahale etmezsek, vahşi ve zalim
           doğası, başkalarına zarar verebilirdi. Mesela herhangi bir gece,
           komşumuz Stapletonlar onun tarafından saldırıya uğrayabilirdi.
           Belki de bu düşünce, Sir Henry’yi bu kadar duyarlı yapmıştı.
              “Ben de geliyorum.” dedim.
              “O hâlde silahını alıp, çizmelerini giy. Hemen çıkalım. Adam
           bir şeylerden şüphelenip, her an kaçabilir.”
              Beş dakika içinde dışarıdaydık. Maceralı yolculuğumuza
           başladık. Karanlık çalılar, sonbahar rüzgârının kasvetli iniltisi
           ve düşen yaprakların hışırtısı arasından hızla ilerliyorduk. Gece
           havası, nem ve çürük kokusuyla ağırdı. Ara sıra ay görünüyor,
           bulutlar gökyüzünde uçuşup duruyordu. Şansımıza, bozkıra
           çıktığımızda yağmur çiselemeye başladı. Işık sönmemişti.
              “Sizin de silahınız var mı?”diye sordum.
              “Var!”
              “Ona sessizce yaklaşmalıyız. Karşı koymasına fırsat verme-
           den gafil avlamalıyız.”
              “Watson, dostum.” dedi Sir Henry. “Holmes buna ne der
           acaba? Şeytanın gücünün arttığı karanlık saatten ne haber!”
              Sözlerine cevapmış gibi, bozkırın geniş karanlığından,
           Grimpen bataklığının kıyılarından, o garip uluma yükseldi
           birden. Gecenin sessizliği içinde rüzgârla birlikte gelen, uzun
           derin bir homurtu, yükselen bir uluma, acıklı bir inilti hâlinde
           kaybolup giderken, defalarca yankılandı, bütün hava cırtlak,
           vahşi ve tehdit havasıyla sarsılmıştı. Sir Henry kolumu tuttu,
           yüzü karanlıkta pırıl pırıldı.
              “Tanrım bu da ne, Watson?”
              “Bilmiyorum. Bozkırda duyulan bir ses. Daha önce de duy-
           muştum.”
              Ses sustu, ortalığı derin bir sessizlik kapladı. Nefes almaya
           çekinerek çevreyi dinledik, bir şey duyulmuyordu.


                                                              103
                                                              103
   98   99   100   101   102   103   104   105   106   107   108