Page 105 -
P. 105

.     ..    .
                                                     -
                     baskerville'lerin kopegi
                     basker
                                               opegi
                               ville'lerin k
              Sir Henry’nin eli demir gibi soğuktu.
              “Yarın kendinize gelirsiniz.”
              “Bu ulumayı unutabileceğimi hiç sanmıyorum. Şimdi ne
           yapalım.?”
              “Dönsek mi?”
              “Hayır, kaçağı yakalamaya geldik ve yakalayacağız. Biz onun
           arkasında ve bir cehennem köpeği de bizim arkamızda. Yürü!
           Cehennem kuyusunun bütün canavarları bozkıra salınmış bile
           olsa yürü!”
              Çevremizde kayalık tepeler örgüsü, önümüzde sürekli yanıp
           duran sarı ışık beneği, yavaş yavaş, düşe kalka ilerliyorduk. Koyu
           karanlık bir gecede, bir ışığın uzaklığını kestirmek oldukça
           zor bir iş; parıltı bazen ufukta bir yerde, bazen birkaç metre
           ileride görünüyordu. Nerede olduğunu anladık sonunda. Işığın
           çok yakınındaydık, erimekte olan bir mum, rüzgâra siper olan
           kayaların yükseldiği bir aralığa sokulmuştu; sadece Baskerville
           Hall’den görülecek kadar iyi ayarlanmıştı. Bizi granit bir kaya
           gizliyordu, arkasına saklanıp, üstünden işaret ışığına baktık,
           çevresinde hayat belirtisi olmadan bozkırın ortasında yanan
           bir mumu görmek garip bir şeydi, sadece tek, düz, sarı bir alev
           ve her iki yanında görünen kayalar.
              “Ne yapalım?” diye fısıldadı Sir Henry.
              “Burada bekleyelim. Işığın yanında bir yerde olmalı, önce
           görelim.”
              Bu sözler ağzımdan çıkar çıkmaz, ikimiz de onu gördük;
           mumun yandığı aralığın üstündeki kayalarda şeytanî bir yüz,
           garip ihtirasların görüldüğü bir yaratığın yüzü. Çamur içinde, çalı
           gibi uzamış sakalı ve keçeleşmiş saçlarıyla, tepedeki şu inlerde,
           eskiden oturmuş olan vahşilerden bir farkı yoktu. Alttaki ışık,
           küçük kurnaz gözlerinde yansıyordu, avcıların ayak seslerini
           duymuş, vahşi ve kurnaz bir hayvanın gözleri gibi karanlıkta,
           dehşet içinde sağa sola bakıp duruyordu.

                                                              105
                                                              105
   100   101   102   103   104   105   106   107   108   109   110