Page 94 -
P. 94
Sherlock Holmes
Sherlock Holmes
bir süre geçti fakat yine de geç kalmış olmayabilirdim; hemen
Merripit Köşkü’nün yolunu tuttum. Sir Henry’nin izine rastla-
madan hızla gidiyordum, bozkır patikasının ikiye ayrıldığı yere
gelinceye kadar yürüdüm. Orada yanlış bir yöne sapmaktan
çekinerek bozkırın kuşbakışı göründüğü bir tepeye -karanlık taş
ocağıydı burası- çıktım. Çıkar çıkmaz da onu gördüm. Birkaç
yüz metre ötede, bozkır patikası üstündeydi; yanında bir kadın
vardı, bu bayan Stapleton’dan başkası değildi. Daha önceden
sözleşmiş oldukları anlaşılıyordu. Konuşmaya dalmışlar, yavaş
yavaş ilerliyorlardı. Genç bayan söylediklerinin ciddiliğini kanıt-
lamak istercesine elleriyle çabuk, küçük hareketler yapıyordu.
Sir Henry dikkatle dinliyor, ara sıra bazı şeyleri reddediyormuş
gibi, başını sallıyordu. Kayaların arasında durmuş, acaba ne
yapmam gerekiyor diye düşünüp duruyordum. Onları takip
edip konuşmalarına kulak misafiri olmak ayıptı ama görevim
genç Baskerville’yi yakından izleyip, onu bir an olsun gözden
kaybetmememi gerektiriyordu. Bir dosta karşı casus gibi dav-
ranmak nefret edilecek bir şeydi doğrusu. Yine de onu, tepeden
gözetlemekten başka çare bulamadım. Sonradan bu durumu
kendisine itiraf eder, vicdanımı rahatlatırdım. Herhangi bir
tehlike olduğunda yardımda bulunamayacak kadar uzakta
olduğum gerçekti. Ama onlara iyice yaklaşmaya çalışırsam,
hemen fark edilebilirdim. Böyle bir şey ile karşılaşan Sir Henry,
kız arkadaşının yanında küçük düştüğüne hükmederek, bana
küsüp darılabilirdi. Böyle bir dalgınlık, işleri bozup birlikte
hareket etmemizi engelleyebilirdi.
Dostumuz Sir Henry ile Bayan Stapleton, patikada dur-
muşlar, konuşmalarına öyle dalmışlardı ki kendilerinden başka
kimseyi görecek durumda değillerdi. Birden, bu görüşmenin
tanığının yalnız ben olmadığını gördüm. Havada uçuşan yeşil
bir şey takıldı gözüme. Dikkatlice bakınca, o yeşil şeyin engebeli
toprak üstünde ilerlemekte olan bir adamın sopasının ucunda
olduğunu gördüm. Kelebek ağlı Stapleton’dı bu. O, çifte benden
94
94

