Page 36 - 9789753811705
P. 36

Âyet 23: Ve eğer kulumuza ceste ceste inzal ettiğimiz Kur’an’dan şüphe ediyorsanız onun benzeri bir sûre getirin.
         Allah’tan başka güvendiklerinizin hepsini çağırın, eğer sadıklardansanız.

            Âyet 24: Yapamazsınız, yapamayacaksınız. O hâlde yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten sakının. O kâfirler için hazır-
         lanmıştır.

            Âyet 25: İnanan ve salih amellilere müjdele: Onlar için altından ırmaklar akan cennetler var.

            Onlardan, hangi semereden bir rızk rızıklandıkça, onlar her defasında “Ha! Bu bizim önceden merzuk olduğumuz” diyecekler.
         Ona öyle müteşabih olarak sunulacaklar.

            Onlara orada tertemiz eşler var. Hem onlar orada ebedî kalacaklar.




            Bakara Sûresi’nin bu bölümü (8-25. âyetler), münâfıkları tanımlamaktadır. «Bakara Sûresi Yorumu-1»’den hatırlayacağınız gibi
         ilk beş âyet mü’minleri, 6 ve 7’nci âyet kalbi mühürlüleri tanımlamıştı. (1) Bu ikisi arasında kalan münâfıklar ise insanların büyük
         çoğunluğunu temsil eder.

            Münâfık , genel anlamda inanmadığı hâlde inanmış görünenlere karşı kullanılan bir tanımdır. Ancak bu âyetlerin yorumlarından
         anlayacağız ki, mesele bu kadar basit değildir. Kâfirlerin büyük çoğunluğu münâfıktır. Üstelik kâfirler 2 âyette özetlendiği hâlde;
         münâfıklar 17 âyette anlatılmıştır. Daha ilginci, çağımız insanında münâfıklık salgın bir hastalık hâlinde hızla yayılmaktadır. Biz
         de, konuyu çok önemli özellikleri içinde inceleyerek çağımızın bu çirkin derdini âyetlerin akıl almaz sırrı içinde tam bir analize tâbi
         tutacağız.

            Sûre-i Bakara’ya ait ilk kitabımızda günah, iman, küfür, kalp mühürlenmesi olaylarını tek tek incelemiştik. Bu nifakla ilgili âyetleri
         iyi anlayabilmemiz için oradaki tanımları bir kez daha hatırlamamız gerekir.


            Bu bölümde çok önemli bir nokta da 9’ncu âyetin genel mesajındadır.

            Münâfıklık bir gönül hastalığıdır. Ve insan ondan dönmedikçe Allah onu artırır.

            Şimdi âyetlerin tek tek yorumuna geçiyoruz:

            Âyet 8: «İnsanlardan bir kısmı ‘Allah’a ve âhiret gününe inandık’ derler (de) mü’min değildirler.»

            Bu âyet, münâfığın tam tanımıdır. Birçokları münâfığı yanlış tanımış, hatta kitaplarda da yanlış tanıtmıştır. Âyet çok nettir: «Sa-
         dece Allah’a ve din gününe inandık demekle iman etmiş olamazsınız» buyuruyor. İşte hem kendimize, hem tüm insanlara karşı çok
         önemli bir mesaj. Evet, Allah’a ve âhiret gününe inanmakla iş bitmiyor. Onuncu âyetten anlıyoruz ki iman için gönlün sağlığı şarttır.
         Hasta gönülle îman bir arada yaşamıyor. Bu âyet bir hüküm niteliğindedir. Açıklanması perde perde 24’ncü âyete kadar devam
         edecektir.

            Münâfıklık, kabaca «İman ettik» deyip arkadan inkâr ve tekzibpten ibaret değildir. Bu âyetin tanımına göre; inanç, kesinlikle du-
         dakta değil gönüldedir.

            Onuncu âyetin yorumunda asıl konuya tekrar döneceğiz.

            Âyet 9: «Allah’ı ve mü’minleri aldatmaya çalışırlar. Oysa yalnız kendilerini aldatıryorlar farkında değildirler (bu aldanışın
         şuurunda değildirler.)»

            İnanmadığı hâlde kendini inanmış sanan, inanmış gösterenler kendilerini aldattıklarının şuurunda değildirler.

            Bu âyette 3 temel mesaj vardır:

            a) Münâfıklar Allah’ı ve mü’minleri aldatma çabası içindedir.

            b) Münâfıklar yalnız kendini aldatır.

            c) Münâfıklar, idrak şuuruna sahip değildir.

            Allah’a inanmadığ hâlde inanıyor görünmeyi şuurla nasıl bağdaştırabiliriz? Şimdi bu mesajları tek tek inceleyeceğiz.

            a) Münâfıkların Allah’ı aldatma eylemi nedir? Elbette hiçbir yaratılmış Cenab-ı Hakk’ı aldatmaya kalkma cinneti gösteremez.
         Ancak 8’nci âyette emredildiği gibi, buradaki aldatmaya kalkma eylemi «Din günü»ne inanmış görünmekten doğmaktadır.

            Bir insan din günü’ne inanıyorsa ahlâklı yaşamaya mecburdur. İşte âyetin bu noktadaki en önemli emirlerinden biri, münâfığın
         âhiret îmanına uygun yaşamayışıdır. Bir insan inandım diye ortaya çıkıp ilâhi emirleri görmezlikten geliyorsa şuursuzca kendini
         aldatmaktadır.
            Ancak, burada münâfığı hep kendi dışımızda arama alışkanlığını terk etmeliyiz. Özellikle göstermelik ibadetler, münâfıklıktan
         sıyrıldığımızı göstermez. Yüreğinde sevgi, merhamet ve infak hissi taşımayan ne kadar îman ettiğini sansa da münâfıktır.

            Münâfığın mü’minleri aldatamayacağı gerçeğine gelince; çağımızda insanların en tedirgin oldukları konu sahte din adamlarıdır.
         Şüphesiz inanmadığı hâlde inanır görünerek insanlardan maddî-manevî çıkar peşinde olan sahte din adamlarının tümü münâfıktır.
   31   32   33   34   35   36   37   38   39   40   41