Page 35 - 9789753811705
P. 35

Elestin son fazında, Efendimiz’in, «belî (evet)» niyazı vardır. Bu hamd niyazı, ikinci fazda idraklerini zorlayıp oradaki gerçek ışığı
         arayan tüm insanlara mecal vermiştir (müminler). Sanki, o sis bulutları arkasındaki titrek titrek yanan idrak ışığı; birden güneş gibi
         açılıp sisleri dağıtmıştır. İşte o anda idrakleri nurla yıkananlar, bu dünyada mü’minleri temsil ederler.

            Ortada kalan, belli belirsiz idrak kazananlar; dünya sahnesindeki imtihanın sonucuna göre ayrılacaklardır. İlm-i ilâhî her hikmeti
         bildiği hâlde, insanlara bir rahmet fırsatı vermek için, bir tercih iradesine fırsat vermiştir.


            Beşinci fazdaki Muhammed (S.A.S.) nûruna rağmen; idrak ateşi yanmayanlarsa, kalpleri mühürlü olanlardır. Asıl olan ezeldeki
         farklaşmadır. Onun için dünya sahnesinde hep ezelin fazlarını yaşarız. Yılgınlıklar, panikler ve bunlar arasında gönle çakan idrak
         sırrı, hep ezel hikmetidir.

            Çok yürekten dileğim, sevgili okuyucularımın bu yüce hikmet sırrı içinde gönüllerindeki nûr-u Muhammedî’ye kavuşmalarıdır.

            Allah hepimizi bu îman âyetlerinin sırrı içinde “belî” diyenlerden kılsın.
































                                                     I - MÜNÂFIKLAR BÖLÜMÜ





            Âyet 8: İnsanlardan bir kısmı «Allah’a ve âhiret gününe inadık» derler (de) mü’min değildirler.

            Âyet 9: Allah’ı ve mü’minleri aldatmaya çalışırlar, oysa yalnız kenlidelini aldatırlar (da) farkında değildirler.

            Âyet 10: kalblerinde bir maraz vardır. Allah marazlarını artırmıştır. Yalancılıkları nedeniyle onlara elîm bir azap vardır.

            Âyet 11: Bunlara “Yer yüzünü feseda vermeyin” denince, “Biz ıslah edicileriz” derler.

            Âyet 12: Bunlar doğrusu müfsiddirler. Şuurları olmadığından farkında değildirler.

            Âyet 13: (Yine) bunlara «Nâsın iman ettiği gibi iman edin» denince, «Ya, biz o süfehanın iman ettikleri gibi mi iman ede-
         lim (ederiz)?» derler. (Doğrusu) asıl süfeha kendileridir velâkin bilmezler.

            Âyet 14: Bir de mü’minlerle karşılaşınca «Âmenna» derler. Ve kendi şeytanlarıyla halvet olunca “Emin olun biz sizinle
         beraberiz, onlarla ancak istihza ediyoruz”derler.

            Âyet 15: Asıl Allah onlarla alay eder, (onları) tûğyanları içinde (bocalarken) bırakır.

            Âyet 16: Bunlar hidayet yerine dalâleti satın aldılar. Ticarette kâr etmediler. Hidayeti bulamadılar.

            Âyet 17: Bunların meseli şu mesele benzer ki: (Biri) ateş yakmak istedi. Çevresindekileri aydınlatınca (o sırada) Allah
         nurlarını gideriverdi, onları zulmet içinde bıraktı; artık bunlar görmezler.

            Âyet 18: Sağırdırlar, kördürler, dilsizdirler, artık bunlar dönmezler.

            Âyet 19: (Ya da onların hâli) semadan boşanan bir yağmurun karanlıkları, gök gürlemeleri, şimşekleri sırasında ölüm
         korkusu ile parmaklarıyla kulaklarını tıkıyorlar (tıkayanların hâline benzer) Allah onları muhittir.

            Âyet 20: Şimşek neredeyse gözlerini alıverecek. Önlerini aydınlatınca ışığında yürüyorlar, karanlık üzerine çökünce
         dikilip kalıyorlar. Allah dileseydi işitmelerini, görmelerini de alıverirdi. Şüphesiz Allah her şeye kadirdir.

            Âyet 21: Ey insanlar! Sizi ve sizden öncekileri yaratan Rabbinize kulluk (ve ibadet) edin ki; korunan müttakilerden ola-
         sınız.

            Âyet 22: O sizin için arzı beşik, semayı bina kıldı. (Yine sizin için) semadan su indirip türlü mahsullerden rızk çıkardı.
         Siz de artık bile bile Allah’a menendler (şirk) koşmayın.
   30   31   32   33   34   35   36   37   38   39   40