Page 37 - 9789753811705
P. 37

Eğer bunlar toplumu peşinde sürüklüyorsa suç yine toplumun fertlerindedir. Çünkü âyet:

            «Mü’mini, münâfık aldatamaz» yasasını getiriyor.

            Allah 8-24’ ncü âyetler bölümünde bize münâfıkların tüm inceliklerini anlatacaktır.

            Ancak bu âyetin işaret ettiği inceliğe dikkat ederseniz; münâfık sizi aldatamaz. 8 ve 9’ncu âyetlere dikkat ediniz, bu ince açıkla-
         mayı görünüz:

            1) Münâfıklar “«Allah’a ve âhiret gününe inandık derler de mü’min değildirler.»

            Mü’min olmanın temel belirtisini «Bakara Sûresi Yorumu-1» den hatırlayalım:

            a) İttika (Gaybe îman+namaz+infak).

            b) Kur’an’a ve önceki indirilenlere inanma.

            c) Âhirete yakîn olma (onu görmüş gibi kesin sayarak ilâhî emirlere uyma.)

            d) Yetim, fakir, garip ve kimsesize şefkat ve merhametle yaklaşma.

            Bunlar yoksa, «Allah’a inandım, din gününe inandım» demek münâfıklıktan başka bir şey değildir. Böyle sahte din adamı geçi-
         nenlere de, dindar görünmeye çalışanlara da itibar etmeyin; onlardaki pürüzleri İslâm’a maletme hatasına düşmeyin.

            2) Sahte dindar şuursuzdur. Daima yanlışı savunur. Hatta dini bile yanlış yorumlarla saptırır. Zaten 14 asırdır böyleleri yüzünden
         İslâm âlemi perişan olmuştur.

            Allah bizi 9’ncu âyette uyararak: «Bu şuursuzlara aldanmayın, onların peşinden gitmeyin» buyuruyor.

            b) Münâfıklar yalnız kendini aldatır. Peki insanın içinde aldatan kim, aldanan kimdir? Aldatan nefsdir, aldanan bütün kişiliğimizdir.
         Bunun sırrı 6 ve 7’nci âyetlerde verilen «kalbin şuur sırrı»nda gizlidir. Nitekim âyet bu yorumu son cümlesinde veriyor.

            c) Münâfıklarda idrak şuuru yoktur. 7’nci âyet yorumundan hatırlayacağınız gibi şuur; gönlün, mesajları yorum sanatıdır. Bir gö-
         nülde îman olmazsa bu ilâhî mekanizma bozulur ve idrak hikmeti tahakkuk etmez. İnsanın kişiliği, nefsin emrinde şuur ve idrakten
         yoksun kalır ve kişi çirkin bir aldatmacanın temsilcisi olur.

            Âyet 10: «Kalblerinde bir maraz vardır. Allah marazlarını artırmıştır (artırmaktadır). Yalancılıkları nedeniyle onlara elîm
         bir azap vardır.»


            Âyetin iki ayrı mesajı vardır. Bunları tek tek inceleyeceğiz:
            a) «Kalblerinde maraz vardır ve Allah o marazı artırmaktadır»:


            Kalbdeki bu maraz (hastalık) nedir?

            Elbette bu maraz bir gönül hastalığıdır. Îman ile dolmayan kalp, mânen hastadır. Etrafınıza bakınız. Îman etmeyenlerden bir tek
         insanın gönül huzuru içinde olduğunu gördünüz mü?


            Mü’minler dışında herkesin gönlü hastadır. Büyük çoğunluk bunu fark eder. Ağır gönül hastaları ise bu derdi fark dahi edemezler,
         bir tarz mânevi komadadırlar.

            Önce hepinizin merak ettiği bu gönül hastalığını tüm yanları ile anlatmaya çalışacağım:

            1) Kalbin mânevî marazının belirtileri:

            a) Buhl: Halkımız dilinde bahil denilen davranışların tümüdür. Kimseye yardım etmeyen, yalnız kendini düşünenler; özellikle ök-
         süz ve gariplere fakir ve kimsesizlere karşı haşin davrananlar buhl sahibidir. Hasis ve kıskançlık buhlun bir başka tanımıdır.

            b) İstiğna: Sorumluluktan uzak kalıp ilâhî gerçekleri görmezlikten gelme küstahlığıdır. Mânâ ilimlerinde istiğna, ittikanın tam ter-
         sidir. Bu huya sahip olanlar hiçbir ilâhî hikmeti görmez. Tam bir vurdumduymazdırlar.

            c) Sevgi ve güzellikten nasipsizler: Böyleleri; yavrusunu, anasını bile sevemez. Güzelliği ve güzeli fark dahi etmez. Sevgi onlar
         için bir hastalıktır.

            d) Duygusuzluk: Bunlar, mânâ ilimlerinde rikkat dediğimiz manevi duygulanmadan önsezi ve gözyaşından mahrumdurlar. Özel-
         likle fedakârlık, kahramanlık böylelerinde en ufak bir duygu uyandırmaz.

            e) Fahr-i kâinat Efendimiz’e, ehl-i beytine ve ashâb-ı güzine karşı en ufak bir sevgi duymayıp; aksine onlara karşı olanlara ilgi
         duyanlar.

            2) Kalbin mânevi hastalığının seyri: Aslında ittikadan mahrumların düçar olduğu bu gönül hastalığı yavaş başlar. Fakat başlan-
         gıcında tedavi olmazsa hızla ilerler. Sonunda o kalp mühürlenir.


            Hastalığın seyri sırasında şuur normal çalışamadığından idrak sapar. Ve insan tüm gerçeklere karşı çıkar. Böylece kalbi maraz
         dolu olan münâfıkların gerçekleri görmeleri imkânsızdır. Mânâ ilminde bunlar gerçek ölülerdir.
   32   33   34   35   36   37   38   39   40   41   42