Page 39 - 9789753811705
P. 39
c) Yıllarca kalp ve mide hastalıkları yalın maddesel nedenlere bağlanarak yanlış tedavi edilmiş ve birçok hasta tıp kurbanı ol-
muştur.
Ünlü bir Amerikalı tıp bilim adamı bu gerçekleri kastederek: «Ölmekten korkmuyorsanız, ateist doktora tedavi olun» vecizesi ile
olayları noktaladı.
İşte âyetin çağlar boyunca geçerli bir mûcizesi: «Ey ilim münafıkları, yeryüzünü fesada vermeyin.»
2) Ahlâk Münâfıkları: Çağlar boyu toplumlar içinde ahlâkı fesada verip, toplumları çökerten münâfıklar saymakla bitmez. Ancak
çağımızda problem çığırından çıkmıştır.
Seks özgürlüğü sloganı altında tüm erkekler güçlerini yitirmiş, iğrenç seks piyasalarında Afrikalı erkeği ithal edilmiştir. Tüm canlı-
lar için tabiî bir hadise olan cinsiyet, sanki meçhul bir sır gibi tanıtılmış, yürümek kadar tabiî olan seks, yetersizliğin mazereti olarak
anormal formlarda iğrençleştirilmiştir.
Henüz karakter çizgileri netleşmemiş on beş yaşında genç kuşaklara; yabancı bir kavram olan «Kuşaklar arası çatışma» sloganı
aşılanmış, sonuçta güvenden, sevgiden yoksun serseriler çıkmıştır ortaya.
Toplum çatısının temel birleştirici unsurunun inanç birliği olduğu kesindir. Tüm dünyada bu inancın %90 din bağı olduğu tüm
sosyologlarca kabul edilmiştir.
Bütün dünyanın en yeni sosyologları ahlâkın ancak inanç yapısına, dolayısıyla dine dayalı olması gereğini savunurlar. Bu açık
ilmî tespite rağmen Marksist sosyologlar hâlâ ahlâkı ifsat etmeye devam etmektedir.
Hâlbuki, hangi inançta olursanız olun bir arada yaşamak için mutlaka birbirinizi sevmeye, yardım etmeye mecbursunuz. Bu ilke
Kur’an ahlâkının temelidir. Bunun dışında çıkarcı gençler yetiştirenler gelecekte başlarını taşa vurmaya mahkûmdur.
3) Ekonomi Münâfıkları: Yüce dinimiz insanları meşru ihtiyaçları dışında tutumlu olmaya davet ettiği hâlde; ekonomi münâfıkları,
israf ve tüketim hızlanması sloganlarıyla toplumları mahvetmektedir. Bugün yeryüzünde elliden fazla ülke iflas etmiştir. 20 marksist
ülke ise zaten ne ekonomiden, ne hayattan bir şey anlama şansına sahip değildir.
Münâfığın şuur suz yapısına uyan ekonomik fesat, dünya huzursuzluğunun temelidir.
4) Politika Münâfıkları: İnsanların huzurunu ciddi olarak kaçıran önemli bir fesat kaynağı, politika münâfıklarıdır. Tarih boyunca
bu fesat sürüp gitmiştir. Çok geniş bir kadroyu oluşturan bu müfsitleri gruplar hâlinde tanıtmak istiyorum:
a) Toplumları yalancı ekonomik reçetelerle mutluluğa götüreceğini vaad ederek büsbütün sömüren doktrinler, şüphesiz başta
marksist fikir savunucuları.
b) Dinî duyguları istismar ederek ayrılıklar yaratıp toplumun kutsal duygularını âdileştirip inanç buhranı yaratan fasitler. Bu ey-
lem Emeviler devrinde başlayıp tarih boyunca sürmüştür. Ancak Selçuklular ve Osmanlılar’ın ilk çağı bu fesat ve fitne fırtınasından
kurtulabilmiştir. Çağımızda birçok İslâm devleti de ne yazık ki bu fitneye sürüklenmiştir.
c) İslâmiyet’in büyük önem verdiği insana hizmeti esas alan yapıdan ve fikir hürriyetinden uzaklaşan, kapalı rejimleri savunan
politikacılar, toplum üzerinde baskı grupları oluşturan tüm çıkarcılar.
Politika münâfıkları ve ekonomi münâfıklarını teşhis etmemiz için en önemli ayıraç yalandır. Çünkü âyetin son cümlesinde bütün
münâfıkların, kendi fesatlarını bile bile, kendilerini ıslah edici sandıkları vurgulanmaktadır. En büyük yalan, bile bile kendini adam
sanmaktır.
İşte politikada “Sizi ancak ben kurtarırım” sloganı bu ıslah edici sanma gayretinin bir sonucudur.
İnanan toplumlar ilâhî bir hikmet düzenidir. Hiç kimsenin dahiyane fesadına ihtiyacı yoktur. Aslında siyasi otorite o toplumu iç ve
dış düşmanlardan korumak için gereklidir. Ne yazık ki tarih boyu birçok İslâm ülkesinde siyasi otorite kendi toplumunun düşmanı
olmuş, onu mânevî çizgisinden saptırıp; yılgın, usanmış ümidini kaybetmiş toplumlar hâline getirmiştir.
5) Fikir Münâfıkları: Topluma yön verme iddiasıyla ortaya çıkan pek çok münâfık vardır. Kendini, düşünür diye tanıtan böyleleri,
sözde topluma ışık tutma görüntüsü içindedirler. Böyleleri; sanatla seksî resimleri fark edemeyecek kadar incelikten yoksundur.
Müzikte, resimde, şiirde ve hadiseleri yorumlamada insanın en büyük dayanağı olan gönül yargısından yoksun olan bu tipleri
hemen teşhis etmelisiniz. Çünkü böyleleri sevgi ve yardımdan mahrumdur. O zaman hemen teşhisi yapıştıracağız; bunlar müfsit,
münâfıklardır.
Bu tanımlar çok geneldir. Bir fikir adamının münâfık olması için mutlaka ateist olması gerekmez. Zira âyette açıkça belirtildiği
gibi, bunlar çoğu kez dindar gözükür. Ve de 14 asırdır İslâm’a çelme takanlar böyleleridir. Böylelerinden kaçınmak için şu noktaları
hiç gözden kaçırmamalıyız:
a) Gerçek fikir adamı, mutlaka engin bir gönül taşımalıdır. Sevgi dolu, iyilik sever, sofrası açık ve merhametli olmalıdır.
b) Gerçek fikir adamı; kesinlikle şekilci, kalıpçı olmamalı, insanları korkutmamalı ve fikirlerini toplumun bütün birimlerini kaynaş-
tırmak için kullanmalıdır. Hele geçmişteki faydasız çarpık tartışmalara katiyen fırsat vermemelidir.
c) Gerçek fikir adamının hayat çizgisinde Ahlâk-ı Muhammedî’nin izleri mutlaka bulunmalıdır.

